Text Size
Reklam

KURBAN

Dikkat, yeni bir pencerede aç. PDFYazdıre-Posta

                                                                                                                  Kurban Bayramı İçin

 

Bir kurban bayramını daha yolculadık dönüşü gayrı-mümkün zaman mezarlığına ..

En iyi giysiler giydirdiğimiz sahte sevgilerimizle çaldık dostlarımızın kapısını, “iyi ki bayramlar var” yalanını sunduk armağan yerine .. Yitirdiklerimizin kabrine döktüğümüz bir tas sudan ve ruhlarına okuduğumuz Fatiha’ dan medet umduk, kıyamet gününde yüzümüzü ak etsin diye ..

 

Ak koyunları al kanlara boyadık, al kanları alnımıza çaldık ..

Tanrı’nın emirlerini yerine getirmenin huzuru ve sırtında Sırat köprüsünü geçeceğimiz kurbanın kanıyla aklandığını sandığımız alnımızla tuttuk evlerimizin yolunu ..

 

Sahi alnımız ak mıydı bizim ?..

Az önce kanını akıttığımız kurbanın incecik bacakları, “Kıldan ince, kılıçtan keskin Sırat köprüsünü” geçmeye çalışırken, hem bizi hem de omuzumuzdaki vebali taşıyabilecek miydi ? Yoksa, bir cadı kazanına çevirdiğimiz güzelim Memleketin ahı tutacak ve kendimizi kaynayan katran kazanlarında mı bulacaktık ? ..

 

Ağır vebal altında ve günahkârdık ..

Günahlarımız, günahlarımızın affı için kestiğimiz kurbanların yetmeyeceği kadar büyüktü. Cehaletimiz, vurdumduymazlığımız ve korkaklığımız yüzünden verdiğimiz kurbanlardı günahlarımızı büyüten ..

 

Memleketin doğusunu batısına kurban etmiştik uzun yıllar. Kör karanlıklarda bıraktığımız süt bebelerini, eşkıya kurşunu karşısında naçar koymuştuk. Işık olsun diye yolladığımız öğretmenlerimizi de, hain pusularda can veren askerler gibi kurban etmiştik. Bizler o zaman, bir yolunu bulup askerliğimizi oralarda yapmamanın çabasındaydık ..

 

Cahildik .. Geri kalmışlığımızın acısını arabalarımızın gaz pedallarından çıkarmaya çalışıyorduk. Solladığımız her araba, yaşamın hiçbir alanında tatmadığımız “egemenlik” duygusunu tatmin ediyordu. Her trafik kuralını, sorgulamaya bile cesaret edemediğimiz toplumsal kurallar niyetine çiğniyorduk. Yollar kan revan içindeydi, terör kadar da trafiğe de kurban veriyorduk ..

 

Yarattığımız hiçbir canavardan biz sorumlu değildik. Çocuklarımıza sevgi yerine “takım ruhu” verir, stat kapılarında döner bıçaklarına, tuvalet köşelerinde uyuşturucuya kurban ederdik .. En gelişmiş teknolojiyi ithal eder, iş güvenliğini umursamazdık .. Teknolojiyi götüremediğimiz yerlerdeki işçilerimiz ise ya göçüğe kurban giderdi ya da grizu patlamasına ..

 

Kurban kesmekte de yeni kurbanlar yaratmakta da üstümüze yoktu .. Biten gecekondumuzun kapısında kurban keser, gecekondu yıkımında çıkan çatışmalarda kurban verirdik. Ev sahibi yapmak için yola çıktığımız insanları önce dövizzede sonra kurban ederdik ..

 

Kurbanlarımız sadece insanla sınırlı değildi .. Ormanlarımızı, kıyılarımızı, tarihimizi ve kültürümüzü, küçük çıkarlarımız uğruna kurban etmekten de geri kalmazdık. El elde baş başta kalınca da, gözümüzü göğe çevirirdik. Tanrı, yitirdiklerimizin yerine bir “Kurban” ihsan etsin diye ..

 

Biz, zaten çok kan akıtmıştık ..

Hem de, alnımıza çaldığımız kurban kanının aklayamayacağı kadar ..

Günahlarımız büyük ve çoktu. Huzur-u Mahşer’de kurulacak Mizan terazisinin tartamayacağı kadar ..

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Giriş Formu

Kimler Sitede

Şu anda 3 konuk çevrimiçi
JoomlaWatch Stats 1.2.9 by Matej Koval