ERZURUM
Ak mı ak karlar bile gizleyememiş kara bahtımı ..
Cümle eller sonbaharın keyfini sürerken,
karakışın erkenden gelip oturduğu yetmezmiş gibi,
asker çizmesi de eksik olmamış buz tutan toprağımın üstünden ..
Yüzyıllar yüzyılların,
seferler seferlerin peşinden koşarken tarihin derinliklerinde,
her seferden nasibimi almışım ..
Tabur tabur Bizans,
alay alay Pers askeri yürümüş üzerime ;
Gürcüler kuşatmış, Moğollar yakıp yıkmış,
daha yaramı saramadan
yeni hücumlara uğramışım ..
Kavimler usul usul yerine otururken,
nice uygarlığa mekan,
nice uygarlığın izine anıt olmuşum ..
Selçuklu, İlhanlı, Eretna derken,
sonunda
Osmanlı sancağına serhat olmuşum ..
Osmanlı yürürken yürümüş,
durunca durmuş,
o gerilerken
ben yine düşmana siper olmuşum ..
93 harbinde binlerce yiğidimi verip,
direnişin adını
Nene Hatun’la yazmışım ..
Bir masanın başında ayağıma vurulan prangayı,
1918’in 12 Martında söküp atmışım ..
Ne ki,
Yeni prangalar varmış
Anadolu’nun ayaklarına vurulmak istenen ..
Anadolu
yedi düvele karşı açmış bağımsızlık bayrağını,
Anadolu’nun Erzurum’a ihtiyacı varmış ..
Anadolu’nun sesini,
Anadolu’nun feryadını ta içimde duymuşum ..
Bir sele dönmüş
kara bahtıma ettiğim yüzlerce yıllık isyan,
Samsun’la, Sivas’la buluşup
bir koca yumruk olmuş ..
Anadolu’nun yumruğu perişan ederken yedi düveli,
Erzurum’un kara bahtının bağrından güneş doğar,
kış, bahara dönermiş ..
Kara kış güneşi,
Erzurum Cumhuriyet’i beklermiş ..




