O ADAM
Babam İçin
Üç aylık maaşını gözünü kırpmadan yatırıp, 8 yaşındaki oğluna ilk bağlamasını alan,Derleyenine, kaynak kişisine, yöresine varıncaya dek bildiği türküleri söyleyen, türkü gibi yaşamanın, türkü gibi dimdik durmanın önemini, türküleri söylemeyi, çalmayı ve onları çok sevmeyi öğreten, (Yıllar sonra, ölüm döşeğinde yatarken, bu bilgileri, kendisi için bağlama çalıp türkü söyleyen çocuklarına sorup sınav eden ..)
Her ay, maaşını aldığı gün mutlaka iki tane 45’lik plâk alan ve birini mutlaka oğluna seçtiren,
Her gelişmeye, her şeye, sevdiği ya da sevmediği –söz söyleme gereği duyduğu – herkese halk şiiri ölçülerinde şiirler yazan,
Dördüncü çocuğu olarak oğlunun dünyaya gelişinin ardından içkiyi, ilk mide ameliyatının ardından sigarayı bırakan, bunları bırakması için herkese sürekli telkinde bulunan, (Bunu yaparken oğluna yazdığı mektuplarda bile “siz” diye hitap edecek kadar nazik ve özenli bir üslup kullanan)
Ölüm döşeğinde bile tıraş olmadan yatmayı ayıp sayan,
Ölüm döşeğinde bile, gömlek-pantolon giyemediği için hayıflanan,
Artık duymayan kulaklarına inat, sürekli –özellikle aile fertlerinin sesinden kaydedilmiş – türkü kasetleri dinleyen,
Sivas’ın Yıldızeli ilçesinin Direkli nahiyesine bağlı Çubuk köyünün tek okur-yazarı, “Kâtip Efendi”si, askerden yeni gelmiş bir delikanlı iken dahi köyün önde geleni, kendi odasını cümle ahalinin ve zevatın “köy odası” bildiği, yiyip-içtiği, konakladığı,
O odada kurulan düzenli rakı sofralarının- ki türkü söylenir, türkü konuşulur, memleket ahvali tartışılırken bile kem söz edilmezdi- düzenleyicisi, köy öğretmeninin ve köyün konuklarının doğal ev sahibi,
Sivas Hazine Avukatlığı ve Sivas Barosu’nun 33 yıllık emektar “Kâtibi”, Şaban ağabeyi, amcası,
33 yılın ardından aldığı üç kuruşluk emekli ikramiyesini elleri titreyerek sayan ve şükreden,
Dört çocuğunu yetiştirip torun mürüvvetini gören,
Kendisinin ve karısının cenaze masrafları için bir miktar parayı hazır tutan,
Son yıllarda sürekli, bir kenara ayırdığı parayı (Son yıllarda çok tedavi görüp ilaç tükettiğinden)Emekli Sandığı’na göndermek isteyen,
Yalan bilmez, yalan söylemez,
80 yaşında bir beyefendi, onurlu, yurtsever, her türlü gericiliğe karşı ama namazında niyazında demokrat bir aydındı babalar gününe sekiz gün kala Antalya’da toprağa verip ardından gözyaşı döktüğümüz adam...
Bir hortumcu, bir vatan haini, bir madrabaz olsaydı, ne gözyaşı döker ne üzülürdük ardından..
Sadece babamız diye yapmazdık bu onursuzluğu ..
Rahat uyu “Kâtip” ..
Rahat uyu Şaban Amca ..
Rahat uyu babamız ..
Senin gibiler ve senin gibilerin evlatları ölmedi daha ..
Giriş Formu
Kimler Sitede
Şu anda 3 konuk çevrimiçi





Yorumlar
RSS beslemesi, bu iletideki yorumlar için.