GÖZYAŞINI YİTİRMEK
Erken gelen sonbahara rağmen yeşil kalmış çimlerin üzerini kaplayan ateş kırmızısı, kiremit rengi ve sarının sayısız tonundan müteşekkil "dökülmüş yapraklar tablosu"nun üzerinde, ses çıkarmamaya boşu boşuna çalışarak - ama yolunu yitirmenin önlenemez telaşıyla başaramayarak - yürürken gördü göl kenarındaki iskemleyi .. Hem pek umursayan hem de sıkça umursamaz görünmeyi öneren aklına hem uyup hem boş vererek çöktü iskemleye : Kaybolsa kime neydi ve birileri gelip bulacaktı nasıl olsa .. (Bulunmasa daha mı iyiydi?)
Yorgun ayaklarının baskısına - bu kez - isteyerek uyup çöktü iskemleye .. Başını dayadığı ağaç pek rahat, pek dost geldi ve saatlerce burada oturup göle bakmaya karar verdi İstanbul'da hele de İzmir'de daha önce onlarca kez yaptığı gibi .. (Bu vakitlerde, beyninin en az bir kanalını boşalttığını düşünürdü.)
Küçük gölün küçük göl kuşları, olağan akşamüstü telaşındaydı .. Alçalan güneşin iyice uysallaşmış ışınları gölün durgun suyunu usul usul okşayarak terk ederken, göl kuşları gibi cümle börtü böcek de az sonra hüküm sürecek geceye hazırlanmaktaydı .. Gece gelince gündüz nasıl saklanırsa, gecenin kuşları gelince de gündüzün kuşları ortadan kaybolurdu, kaybolmak zorundaydı .. (Ölümün yaşamı kovduğu gibi.)
Yeşil gömlek giyen sarı kısa saçlı kızın, masadan kalkıp uzaklaşmak isteğini tavana vurduran kahkasını duyar gibi oldu. Aslında kısa ama etkili/yaralayıcı bir cümle, bir tokat, kusmak ya da hepsinin karışımı bir tepki geçmişti aklından, yapamamıştı her zamanki gibi .. Masadan hızlı adımlarla uzaklaşırken, kahkahanın dozu gibi sesi de artıyordu sanki .. (Fizik kurallarının tersine işlediğine daha önce de tanık olmuştu.) Bir an önce uzaklaşmak, çok alkol, içine tıkanmak -kapanmak değil-, bir ipe binlerce düğüm atmak ve hiç çatallaşmayan bir yolda sonsuza dek koşmak istiyordu..
En yalnız kalmak istediği zamanlarda kalabalıkların içinde kaybolmuş, birilerinin yolunu gözlediğinde hiç açılmamıştı kapılar. En çok ağlamak istediği gün gözyaşlarını yitirmişti. Hâlini bilemeyen kara ağızlılar, nasıl böyle duygusuz olabildiğini düşünmüş/konuşmuşlardı günlerce ..Yeşil giysili kısa sarı saçlı kız da vardı o sığ bakışlı-sığ yürekli koronun bir yerlerinde. Saçları kızıldı o günlerde ve ne yazık ki cümle renkler çaresizdi yüreklerdeki kara karşısında ..
Gözyaşlarını yitirmenin ne anlama geldiğini kim bilebilirdi ki ? Yürek yangınını söndürecek su bulamamayı, su umuduyla çalınan her kapıdan uçsuz bucaksız çoraklıkla dönmeyi ? (Gözyaşı bir televizyon yıldızıydı o günlerde ve gerçek yıldızlardan daha uzaktı.O, gözyaşlarının izini bir başka arayışı sırasında tesadüfen bulacaktı.)
......
Ne geçen zamanı ne de az önce çıkarmamaya çalıştığı yaprakların sesini fark etti .. Duyduğu "Merhaba"ya dönerken, korkmadığı için şaşkındı da .. Elinde - belli ki büyükçe bir şişenin bir kısmı içilmiş - rakı kadehi, meraklı ama merak da ettiren, gülmek üzere ama ilk tebessümü karşıdan bekleyen, keşfetmek isteyen ama keşfedilmekten de mutlu olacağa benzeyen, ıssızlığın içinden gelen ama yabancı gibi durmayan biriydi "merhaba" diyen sesin sahibi ..
(Kendine de bu "merhaba"ya da hoşgörülü davranmak geldi içinden. Bunu yıllardan beri - en başta kendine - yapmamıştı ..)
Bir süre, kimse tarafından bulunmamayı istediğini fark etti duyulur-duyulmaz bir sesle "merhaba"ya karşılık verirken .. "Başkasına ait" gözlerinin gördüğü ve "başkasına ait" yüreğinin hoşgörü elini uzattığı bu adam, belli ki hayatının yeni "bu da nerden çıktı lan"ıydı ..
<!--[if !supportLineBreakNewLine]-->
<!--[endif]-->




