YOLCULUK
YOLCULUK
Bir gün içinizden bir ses, yola revan olmanızı emreder. Düşünmeden, sorgulamadan tamamlanmalıdır yol hazırlıkları. Gidilecek yer gibi, gitme nedeni de belli değildir ama, içten gelen bu emre karşı durmanın mümkünü de yoktur. İsrafil, sur borusunu üflemiştir ve bütün ölümlülerin kıyamet gününde yapacağı gibi sessizce gitmenin zamanıdır ..
Yollar, yeni yollara gebedir hep. Ve bir fare kadar hızlı üreyen merak duygusu, yedikçe acıkan oburluktadır. Dağların ardına dağlar sıralanır, dağların ardındaki kentlerde keşfedilmeyi bekleyen insanların ve ilişkilerin varlığı, daha bir acıktırır meraklarınızı. Meraklarınız, sancağı olur tek kişilik ordunuzun ve yola düşersiniz ..
Sizi, bulunduğunuz yere sıkı sıkıya bağlayan ne çok şey vardır oysa ki. Başta onlarca yıllık ömrünüz olmak üzere, o ömrün çeşitli zamanlarında, yaşamınıza şu ya da bu şekilde giren ilişkileriniz keser önünüzü. Ya sizde bir iz bırakmışlardır ya da sizin izinizi taşırlar. Çoğu zaman aklın ucundan bile geçmeyen vefa duygusu, ömrün kim bilir hangi ücrasında kalmış “izlerin” üzerine titrer, fiilen silinmiş izlerin tutucu hukukunu yazar ..
Evinizin bir köşesi, o köşede yaşanmış bir anı çıkar karşınıza. Sırtlayıp götüremeyeceğiniz duvarlarla, bir fanusa kapatamayacağınız anılarla kesilir önünüz. O güne dek ayrımına varmadığınız kirli örtülü meyhane masalarıyla, zaman zaman tahammül edemediğiniz gündelik ilişkilerle bağlanırsınız. Bazen bir ağaçtan kopamazsınız, bazen bir çeşme başından ayrılamazsınız. İçinizden gelen karşı durulmaz ses sabırsızlanır, siz huzursuz olursunuz ..
Hep yol ayrımıdır bundan sonrası. Gittiğiniz yere yüreğinizi götüremezsiniz, aklınızın kaldığı yere gidemezsiniz. Hem kurtulmak istediğiniz geçmişinizi özlersiniz, hem de, gidişinizi engelleyen her şeyi lanetlersiniz. Lanet duygusuyla daldığınız uykuda, kâbuslara boğulursunuz. Yüksek bir yerlerden düşüp, tutunacak hiç bir şey bulamadığınız kabuslardan uyandığınızda, lanetlediklerinizi aslında ne çok sevdiğinizi fark edersiniz ..
Büyük ve köklü bir değişimdir söz konusu olan. Ancak, kopulamayan ve götürülebilecek her şeyi sırtlanıp yola çıkmak, o değişimi zaten küçültmüş ve önemsizleştirmiştir. Obasını terk etmeyi düşünen yörük, obasıyla birlikte yeni bir yere göçmektedir ..
Yolların ardındaki yollar, dağları aşıp giden yolların ardındaki yeni insanlar ve bir daha asla yaşayamayacağınız günahlar, yolunuzu boşuna gözleyecektir. Uzak diyarlara sizsiz giden aklınız da oralarda daha fazla kalamayıp, aslına rücu edecektir. Siz, yeniden kavuştuğunuz aklınızla baş başa, gidemeyişinizin mantığını yüreğinize anlatmaya uğraşırken, sizden umudunu kesen uzak diyarların insanları, ağızlarını yeni günahlarla tatlandıracaklardır ..
Dünden farklı olmayan, muhtemelen yarından da farklı olmayacak bir günde ve başladığınız yerdesinizdir artık. Sizin hiç bir katkıda bulunamadığınız yaşantınıza, çaresiz doğan ve doğduğu kadar çaresiz batan güneşlerin katkısını beklemek boşunadır. (Tıpkı ölü doğan “yolculuk girişiminin” ardından ağlamak gibi.) Ne ilk yenilgidir bu, ne de son olacaktır. Şimdi aslolan, peşinizi bırakmayan ve sizin de bırakamadıklarınızla birlikte, bulunduğunuz yerdeki değişimin yolunu tutmaktır. “En kötü “var”, en iyi “yok”tan daha iyidir..”




