HÂL
20 yıldır her sabah kapıdan çıkıp sağdaki ilk sokağa dönüldüğünde karşılaşılan
yaşlı akasya kadar yabancı,
ilk kez ayak basılan bir limanda göze çarpan gri-yeşil koca heykel kadar tanıdık,
Çocukluk kadar yakın, bir adım ötesi kadar uzak,
Sürprizler ulaşamasın diye deniz ortasına inşa edilen "kız kulesi"nde sürpriz beklemek kadar olağan,
sicim gibi yağan yağmurda ıslanmak kadar sıra dışı,
Okumaya başlanan kitabın ilk sayfasında yaşanan merak kadar saçma,
bir kez daha akşam oluşuna şaşırmak kadar doğal bir "hâl" içindeyim :
İlk kadar son, tek kadar çok ..
Gündüzün içindeki gece, "yok"un içindeki var gibi bir "hâl" bu;
Çok bilenin "ha deyince" bilemediği, Dedem Korkut'un münasip ad bulamadığı ..
Tükenmek bilmeyen bir "deja vu",
Dışarıyı unutan bir "iç sıkıntısı",
Solan ve giderek griye dönüşen renkler,
Birbirine karışıp anlaşılmaz olan sesler ..
...
Bana
sesleri ve renkleri yazın
bu "hâl"i anlamama rehber olacak ..




